Sevginin açamayacağı kapı yoktur derler sizce doğru müdür? Aile kurarken, arkadaşlık ve diğer tüm sosyal ilişkilerimizi kapsayan bir kelimedir sevgi.Anlamca derin aslı bir o kadar da basitçe ifalendirilebilecek bir kelime.Kendini bulmanın yegâne anahtarıdır der eski zamanlarda yaşamış bir bilge sevgi için.Ancak farklı tahayyüllerde de karşımıza çıkmakta.Hastalıklı sevgiler,yasak aşklar,ihtiraslar vesaire..Biliyoruz ki sadece insana has duygular değil bunlar.Cin sahiplenmesi belirtileri de buna bir örnek.Yasaklı olana duyulan sevgi, açlık yahut ihtiyaç.Cin nasıl sahiplenir ki diyebilirsiniz?Biliyorsunuz ki insanlarda sevdikçe sahiplenme,koruma dürtüleri gelişir.Cinler aleminde de aynı durum geçerlidir.Lakin onların ilgisi, algısı ve insana yaklaşımı biraz daha farklılık göstermektedir.Tehlikeyi de ,haram fiilleri de ölçünün en tezat haliyle apaçık karanlığa davetiye çıkartırlar.
Cin sahiplenmesi belirtileri görülebilmesi için kişide meydana gelen değişimler ve hasarlarda fizik ötesi işlemlerin, araştırmaların ışığında anlaşılabilecek birtakım yönetemlerle sonuca ulaşabilmek mümkündür.Bununla alakalı uğraş veren ,ilmini, eğitimini ve hatta hayatını buna adayan insanlar tarihte gerek Müslümanlık inancında gerekse diğer inanç sistemlerinde üzerine düşülen konular,alanlar olmuştur.Cinler âlemi neden insanlarla münasebet kurmak, iletişime geçmek ister?Bedene usulca süzülen, içten çürüten kurtçuklar misali neden kişiyi toprakları bekleyip en derinden dışarıya zedelerler.Ruhsal tahlilleri harap olan kişinin artık rutin hayatını idame ettirebilmesi kolay mıdır sizce?
Cin sahiplenmesi belirtileri genel olarak zor koşullarda mücadele eden ,zaten bir kaosun içinde sürüklenen, mağlup tabiatlı kişilerde görülmesi, karşılaşılması daha olasıdır.Çünkü bu insanların sıklıkla düştüğü ve savaşlarla geçirdikleri zor süreçlerde oluşan boşluklardan içeri sızabilmeleri kolaylaşmıştır.Yani korkular, derinlere işleyen travmalar,içsel hasarın yoğunluğu cinlere adeta açık davet çıkartır.Karanlık bir zeminde olduğunuzu düşünün.Sanki karanlık yetmezmiş gibi bir de uçuruma sürecek biri geliyor ve zorla götürülüyorsunuz.
Geceden gündüze şuursuzca zamanın geçişini izliyorsunuz.Sarılmaya,sevgiye yoksunluk hissettiğiniz ve zaaf haline gelmiş duygusal açıklarınız da onlar için bir davetiye olabilir.Çünkü hassasiyet şeffaf ve saydam olmaya mecbur bırakır insanı.Sağlık sorunlarınızın ilaçlarla ya da alternatif yollarla tedavi olmadığını,geçmeyişini farkedersiniz.Rüzgarda savrulan yapraklar gibi siz de titreyerek himayesi ve otoritesi altına girmeye başlarsınız.İçten içe oyulduğunuzu,beyninizi tastamam deşeleyip etkisiz hale getirene kadar bu devam edecektir.Peki sonra ne olacak?
Cin sahiplenmesi belirtileri tabiatı sadece buna müsait,zaten meyilli olan insanlarda görülür diye bir kaide de yoktur.Tartılmaz,biçilmez,saptanmaz sandığınız köşelerinizden sizi yakalayıverirler.Ve bir bakmışsınız öylece nefes alıp veren,et kemik yığınıyla taşıdığı bedene hapsolup,onun boyunduruğunda mahkum düşmüşsünüz.Hayatınızdan size heyecan veren,umut vaad eden,sizin için düzen, dirlik ifade eden şeyleri çıkartın.O berrak zihninizin de bloke edilip bulanık vaziyette daracık bir alana tıkıştırılıp saf dışı bırakıldığını farzedin.Ne kalırdı geriye? Zehir zemberek olacak bir ömür mü? Bunu hiç kimse istemez elbette.
Dolayısıyla her ne kadar düşsek de kalkmayı bilmeli,kendimizi adamakıllı silkeleyip, yaralarımızı iyileştirerek yola devam etmeliyiz.Çünkü yaşıyor olduğumuz her an hikmet ve hediyesini barındırır.İnanç girdiği kalbe tohumlarını muhakkak bırakır.Bilerek,sindirerek,benimseyerek yaşayanlardan olmalıyız.Her şeye rağmen umut en büyük nimet esasında.Verilen nimeti güzelce değerlendirip tekâmüle kök salmalıyız.Gücü içimizdeki özle keşfetmek umuduyla...
yorumlar (20)
Yorum Yaz